Zaman zaman mesleğimle ilgili yapılan yorumlara ya da kaleme alınan yazılara rastladığımda kendi kendime “Bunu nasıl ciddiye alabilirim?” diye düşünüyorum. Geçtiğimiz günlerde, ülke çapında geniş bir kitleye ulaşan bir gazetede “Evinizin değerini düşüren 6 eşya” başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde sıralanan eşyalar arasında kitaplar ve koleksiyon objeleri de yer alıyordu. Durup düşündüm: Bir evin değerini belirleyen kriterler arasında kitabın ya da bir koleksiyon parçasının yeri olabilir mi? Elbette ki hayır. Ama asıl endişe verici olan, böylesi bir haberin düşünce dünyamızda bıraktığı tortu. Kitapların değer kaybettiren bir unsur gibi sunulması, yalnızca ölçme-değerlendirme kriterlerine aykırı olmakla kalmıyor; aynı zamanda toplumda yozlaşmış bir bakış açısının da göstergesi haline geliyor.
Diğer tarafta beni şaşırtan başka
bir durumla daha karşılaştım. Günlük hayatımda sıkça gittiğim bir zincir kafede
otururken, mekânın isminin bir sanatçıdan geldiğini sanıyorken, bir uyuşturucu
baronundan geldiğini öğrendim. İlk anda bu bilgi beni irkiltse de, sonrasında
fark ettim ki, bu durum alışkanlıklarımızı, tercihlerimizi ya da mekânla
kurduğumuz ilişkiyi çok da değiştirmiyor.
İşte asıl üzerinde durulması
gereken nokta burada gizli: Bizler hangi değerleri önemsiyoruz, hangilerini
görmezden geliyoruz? Bir yandan kitapları “Evin değerini düşüren eşya” olarak
sunan bir anlayışla karşılaşıyoruz, diğer yandan suçla özdeşleşmiş bir isimle
hayatımıza giren ve belki sıkça kullandığımız bir markayı gündelik yaşamımızda
hiç fark etmiyor veya sorgulamıyoruz. Bu ikisinin arasındaki çelişki, aslında
toplumun değer algısındaki kaymalara işaret ediyor.
Sorulması gereken soru şu: Gerçek
anlamda değer dediğimiz şey nedir? Maddi ölçütlerle mi belirlenir, yoksa
kültürel, ahlaki ve entelektüel birikim mi belirleyicidir? Eğer kitabı değersiz
görecek kadar dar bir bakış açısına sıkışıyorsak ya da bir uyuşturucu baronunun
isminin gölgesinde kahvemizi yudumlarken hiçbir şey olmamış gibi
davranabiliyorsak, burada ciddi bir sorgulamaya ihtiyacımız var demektir. Çünkü
gelecekte bizi biz yapan şey, ne sahip olduğumuz eşyalar ne de oturduğumuz
mekânlar olacak. Asıl belirleyici olan, hangi değerleri yaşatmayı seçtiğimiz ve
hangilerini kayıtsızca gözden çıkardığımızdır.
Berrin Gürsoy İplikçi
Gayrimenkul Değerleme Uzmanı
Yorumlar
Yorum Gönder