Barajların
doluluk oranı manşetlere çıkıyor ama asıl tehlike toprağın altında sessizce
büyüyor. Türkiye’nin birçok bölgesinde yeraltı suyu giderek derinlere
çekiliyor. Su rezervleri tükeniyor. Sorun artık sadece su değil; toprağın, yani
geleceğin kaybı.
Suyun sesi
artık yerin altından geliyor
Bir barajın su
seviyesi düşünce hepimiz görürüz. Çatlamış topraklar, boşalmış göletler… Ama
görünmeyen bir felaket var: Yeraltı sularının sessiz çöküşü. Son otuz yılda
Konya Ovası’ndan Burdur’a, Aksaray’dan İzmir’in kıyı ovalarına kadar geniş bir
alanda yeraltı su seviyesi onlarca metre geriledi. Eskiden 30-40 metrede
bulunan artezyen suları, bugün 300 metrelere inmiş durumda.
Tuz Gölü’nün
kıyısındaki tuz tabakaları, Akşehir ve Eber göllerinin yok olan suları, Burdur
Gölü’nün küçülen yüzeyi... Bunlar sadece iklimin değil, insan eliyle çekilen
yeraltı sularının da sonucu.
Tarımda ve
yerleşimlerde kullanılan artezyen kuyuları, yasaklara rağmen son 20 yılda
kontrolsüz şekilde çoğaldı. Elbette su, tarımsal üretim açısından çok daha
kritik bir kaynaktır; bu nedenle çim sulama, yüzme havuzu veya golf sahası gibi
rekreatif kullanımlarla yapılan tüketimle aynı düzlemde değerlendirilmemelidir.
Yeraltı suyu
bir “Alternatif kaynak” değil, binlerce yılda biriken bir doğal sermayedir ve
biz bu sermayeyi birkaç on yılda harcıyoruz.
Her yaz aynı
soruyu duyarız: “Barajlar dolu mu?”Oysa asıl soru şu olmalı:
“Toprağın altı
hâlâ su tutuyor mu?”
Barajlar
yeniden dolabilir, ama yeraltı suyu bir kez tükenirse geri dönmez. Çünkü
toprağın altındaki gözenekler kuruyup hava dolduğunda, zemin bir daha su
tutamaz. Bu da çökme, verimsizlik ve çoraklaşma anlamına gelir. Bugün bazı
bölgelerde zemin çökmeleri yaşanıyor.
Yağmur suyunu
toplamak, gri suyu yeniden kullanmak, damla sulamayı yaygınlaştırmak,
belediyelerin yeşil alanları arıtılmış suyla sulamasını zorunlu kılmak, yeraltı
suyu kullanımını izleme sistemleriyle denetlemek gibi üzerinde konuşulan
çözümler, yani su yönetimi artık bir tercih değil, mecburiyet.
Kuraklık,
sadece iklimin değil, insanın planlama hatasının da sonucudur. Su tükendiğinde,
yaşadığımız yerin de sürdürülebilirliği ve anlamı kalmaz.
Kendi sektörüm
olan gayrimenkul sektörü açısından baktığımda ise yakın gelecekte su kaynağı
bulunan tarlalar, suyu bol yerleşimler ve suyu tasarruflu kullanan yapılar daha
değerli hale gelebilir; buna bağlı olarak değerlemede öne çıkan ve değeri
artıran unsurlar da değişebilir.
Berrin GÜRSOY
İPLİKÇİ
Gayrimenkul
Değerleme Uzmanı
https://www.haberege.com.tr/yazar/berrin-gursoy-iplikci/yeraltindaki-sessiz-cokus-913-kose-yazisi
Yorumlar
Yorum Gönder