https://www.haberege.com.tr/yazar/berrin-gursoy-iplikci/kurumsallik-mi-ruhsuzluk-mu-1066-kose-yazisi
Dünya
bireyselleşiyor. İnsanlar artık yalnızca tüketici, çalışan ya da “kaynak” olmak
istemiyor; anlam arıyor, kendini ifade etmek istiyor, yaptığı işte iz bırakmak
istiyor. Ne var ki tam da bu bireyselleşme çağında, işler “kurumsallık” adı
altında giderek ruhsuz bir düzene terk ediliyor.
Kurumsallaşma,
ilk ortaya çıktığında bir ihtiyaçtı. Keyfiliği azaltmak, kaliteyi korumak,
sürdürülebilirliği sağlamak için kurallar gerekiyordu. Ancak bugün geldiğimiz
noktada bu kurallar, amacı aşan birer dogmaya dönüşmüş durumda. Her şey
prosedür, her adım şablon, her karar onay zincirine bağlı. Sonuçta ortaya çıkan
şey düzen değil; düşünmeyen, sorgulamayan, sadece uygulayan bir sistem.
Bu tablo, Max
Weber’in meşhur “Demir Kafes” metaforunu hatırlatıyor. Weber’e göre modern
toplum, rasyonellik ve verimlilik adına kurduğu bürokratik yapılarla insanı
özgürleştirmek yerine kuşatır. İnsanlar sistem içinde son derece verimli hale
gelir; ancak “Neden yaşıyorum?” sorusuna bu sistemin içinde bir cevap bulamaz.
Anlam, yerini işleyişe bırakır.
Bir yandan
“uzmanlaşma” talep ediliyor. Deneyim, bilgi ve mesleki derinlik sürekli
vurgulanıyor. Öte yandan işler o kadar fazla standardize ediliyor ki, uzmanın
inisiyatif alabileceği, yorum katabileceği, fark yaratabileceği alan neredeyse
kalmıyor. Uzmanlık, bir yetkinlik olmaktan çıkıp dar bir görev tanımına
sıkıştırılıyor. İnsan, bildiğini uygulayan bir özne olmaktan çok, kendisine
öğretilen şablonu tekrar eden bir aparata dönüşüyor. Weber’in ifadesiyle ortaya
“ruhsuz uzmanlar” çıkıyor.
Bu çelişki
yalnızca iş dünyasında değil; kamu yönetiminde, akademide, hatta meslek
örgütlerinde de kendini gösteriyor. Formlar çoğalıyor, kontrol listeleri
uzuyor, sistemler güncelleniyor ama insana dair olan her şey törpüleniyor.
Kurallar silsilesi içinde bireyin yaratıcılığı ve özerkliği giderek yok oluyor.
Vicdan, sezgi, tecrübe ve mesleki sorumluluk; yerini “sistem izin vermiyor”
cümlesine bırakıyor.
Oysa gerçek
kurumsallık, insanı yok saymakla değil; insanın aklını, sorumluluğunu ve
vicdanını sistemin parçası haline getirmekle mümkün. Standartlar kaliteyi
korumak için vardır, düşüncenin yerine geçmek için değil. Uzmanlaşma ise sınır
çizmek değil, derinleşmek demektir. Kurumlar, bireyin aklını ve karakterini
bastırarak değil; onu güçlendirerek ayakta kalabilir.
Bugün asıl
soru şudur: Düzeni mi yönetiyoruz, yoksa kendi kurduğumuz düzenin tutsağı mı
olduk? Eğer kurumsallık, insanı silikleştiriyor; onu yalnızca kuralların
uygulayıcısına indiriyorsa, orada ne verimlilik kalır ne de adalet. Dünya
bireyselleşirken, işleri ruhsuzlaştıran bu anlayışı yeniden düşünmenin zamanı
çoktan geldi.
Yorumlar
Yorum Gönder