https://youtu.be/wRMY2hJ4jIQ?si=jOK9uX_ROzLhtwdP
Tarih bazen bir geminin ambarında taşınır. 16. yüzyılda
Atlantik’i aşan gemiler yalnızca altın ve gümüş getirmedi; iki büyük
medeniyetin sonunu ve yeni bir ekonomik düzenin başlangıcını da beraberinde
getirdi.
Coğrafi keşiflerle birlikte 1540’lardan
itibaren sömürgelerden köle emeği ile ucuza elde edilen değerli madenler,
Avrupa’ya taşınmaya başlandı. Özellikle Aztek ve İnka uygarlıklarına ait
hazineler ile Meksika ile Peru’dan getirilen çok miktarda altın ve gümüş,
değerli madenlerin fiyatının düşmesine ve malların fiyatlarının yükselmesine
yol açtı. Bu fiyat artışı öyle boyutlara ulaştı ki bazı yerlerde fiyatlar 4 kat
arttı. Fiyatlarda meydana gelen bu yükselişe Fiyat Devrimi denildi. Fiyat
Devrimi ile birlikte küçük üretici iflas ederken, burjuvazi giderek
güçlendi.Buna karşılık ücretlerde bir değişiklik olmadı. Bu da sosyal yapıda,
sınıflar arasında uçurumların oluşmasına ve kapitalist sınıfın oluşumunun
hızlanmasına yol açtı.
Ancak bu ekonomik dönüşümün
arkasında dramatik bir yıkım vardı.
Aztek başkenti Tenochtitlan göl
üzerine kurulmuş bir mühendislik harikasıydı. Kanallar, setler ve yüzen tarım
adalarıyla milyonluk bir nüfusu besleyebiliyordu.
İnka dünyasında ise And Dağları
boyunca uzanan yollar, teras tarımı ve taş işçiliği benzersizdi. Machu Picchu
yalnızca estetik bir yapı değil; deprem kuşağında inşa edilmiş ileri bir
mühendislik örneğidir.
Bu medeniyetler altın birikimiyle
değil, örgütlenmiş emekle yükseldi. Değer, üretim kapasitesi ve düzenli
yönetimdeydi.
1519’da Hernán Cortés Meksika
kıyılarına ulaştı. Yerel ittifaklar kurarak ve salgın hastalıkların yarattığı
yıkımdan faydalanarak 1521’de Aztek başkentini ele geçirdi. Şehir düştü,
imparatorluk çöktü.
1532’de Francisco Pizarro Peru’da
İnka İmparatoru Atahualpa’yı esir aldı. İç savaşla zayıflamış olan İnka devleti
kısa sürede dağıldı. Ardından sistematik sömürgeleştirme başladı.
Yıkılan yalnızca şehirler
değildi.Bir değer sistemi, bir üretim modeli, bir dünya tasavvuru da sona erdi.
Aztek ve İnka altının değeri manevi, dini ve estetik bir
temele dayanıyordu.
Ama başka ülkeler için için altın sermayeydi.
İspanyollar tapınaklardaki
altınları eritip külçe haline getirdi. Sembolü metaya dönüştürdü. Mühendislikle
kurulan bir düzen, finans kapitalin yakıtına dönüştü.
Emperyalizm burada anlam kazanıyor:
Bir toplumun anlam yüklediği değeri alıp, onu başka bir
ekonomik sisteme entegre etmek.
Amerika’da medeniyetler çökerken,
başka kıtalarda kapitalist sınıf güç kazandı. Bir kıtada kolektif emek sistemi
dağıldı; diğer kıtada sermaye birikimi hızlandı.
Tarih şu gerçeği gösteriyor:
Altın medeniyet kurmaz.
Mühendislik, organizasyon ve kurumsal akıl kurar.
Ama altın, küresel güç dengelerinde yıkıcı bir kaldıraç
olabilir.
Aztek ve İnka uygarlıklarının sonu, yalnızca askeri bir
fetih değil; iki farklı değer anlayışının çatışmasıdır.
Bugün de soru değişmedi:
Toplumları güçlü kılan yer altı kaynakları mı, yoksa o
kaynakları aşan kurumsal kapasite mi?
Belki de tarih, cevabın çoğu zaman ikinci şıkta olduğunu;
fakat birincinin dünya düzenini değiştirebildiğini gösteriyor.
Yorumlar
Yorum Gönder