https://www.haberege.com.tr/yazar/berrin-gursoy-iplikci/minimal-yasamlar-1183-kose-yazisi
Hayatımız
kalabalık.
Ajandalar
dolu, yapılacaklar listesi kabarık, kredi kartları cüzdanda üst üste. Daha çok
seçenek, daha çok eşya, daha çok iş… Ama tuhaf bir şekilde, daha fazla mutluluk
yok.
Kapitalizmin
bize uzun süredir fısıldadığı bir hikâye var: “Sahip oldukça tam olursun.” Oysa
bugün geldiğimiz noktada, sahip olduklarımız bizi tamamlamaktan çok meşgul
ediyor. Bürokrasi dediğimiz şey yalnızca devlet dairelerinde değil; hayatın her
yerinde. Abonelikler, sözleşmeler, taksitler, şifreler, bildirimler… Hepsi
zihinsel bir mesai istiyor. Günün sonunda yorgunluk, fiziksel olmaktan çok
zihinsel.
Belki de bu
yüzden son yıllarda “Minimal yaşam, minimal ev” kavramı bu kadar cazip hale
geldi. Az eşya, sade evler, nötr renkler, küçük alanlar… Bu tercih çoğu zaman
bilinçli bir felsefe gibi sunuluyor. Ama dürüst olalım: Bunun arkasında
yalnızca estetik kaygılar yok. Tercihler de var. Ama belki de en çok ekonomi
var.
İnsanlar artık
risk almak istemiyor. Ne yatırımda, ne kıyafette, ne hayatta. Evler hatta
kıyafetler gri, bej … Çünkü o renkler her şeye uyuyor, eskimiyor, göze
batmıyor. Tıpkı hayatlarımız gibi. Göze batmayan tercihler, düşük riskli
kararlar, sürprizi az bir düzen. Bu bir yandan sadeleşme gibi görünse de, diğer
yandan bir savunma mekanizması.
Tam burada “Göreceli
mahrumiyet” kavramı devreye giriyor. İnsanlar geçmişe kıyasla belki daha çok
şeye sahip ama çevresine baktığında daha azına razı olduğunu hissediyor. Sosyal
medyada gördükleri hayatlar, ulaşamadıkları standartlar, sürekli ertelenen “İleride”
planları… Bu his, tüketimi azaltırken bile içsel bir eksiklik duygusu
yaratıyor. Yani minimalizm bazen özgürlükten çok, uyum sağlama çabası da olabiliyor.
Azaltıyoruz ama ferahlıyor muyuz?
Basitleştiriyoruz ama gerçekten hafifliyor muyuz?
Belki sorun
eşyanın çokluğu değil, anlamın azlığıdır. Çok iş yapıyoruz ama ne için
yaptığımızı unutuyoruz. Çok borçlanıyoruz ama hangi hayali finanse ettiğimizi
netleştirmiyoruz. Hayatımızı sadeleştirirken, sadece görünür olanı değil;
beklentileri, “Olmamız gerekenleri”, başkalarının ölçülerini de azaltmamız
gerekiyor.
Belki de gerçek
minimalizm, yalnızca daha küçük evlerde yaşamak değil, daha az onay
ihtiyacıyla, daha az korkuyla, daha az “Ya tutmazsa”yla yaşamak. Ekonomi bizi
sadeleşmeye zorluyor olabilir ama sadeleşmenin nasıl bir ruh haliyle yapılacağı
hâlâ bizim elimizde.
Belki de asıl soru şu:
Hayatımızdan neyi çıkarırsak, gerçekten nefes alırız?
Yorumlar
Yorum Gönder