YAPAY ZEKA VE EKONOMİ

 


https://www.haberekspres.com.tr/yapay-zeka-ve-ekonomi

Yapay zekâyı kullanmak istiyoruz ama sektörümüze gelmesini istemiyoruz. Bu cümle, çağımızın en büyük çelişkisini özetliyor. Teknolojiyi seviyoruz; hayatımızı kolaylaştırdığında alkışlıyoruz. Ama sıra kendi mesleğimize geldiğinde geri çekiliyoruz. Görmezden gelerek korunabileceğimizi düşünüyoruz. Oysa mesele bizim bugünkü konforumuzdan çok, çocuklarımızın yarını.

Bugün insanlar psikologdan, avukattan, mali müşavirden, hatta yatırım danışmanından hizmet alır gibi yapay zekaya başvuruyor. Sorularına hızlı, düzenli ve bağlantı kuran cevaplar alıyorlar. Bilginin doğruluğu elbette tartışılır; nihayetinde her algoritma insan üretimidir ve hata payı vardır. Ancak ekonomik gerçeklik çoğu zaman bu tartışmanın önüne geçiyor. Yüksek ücretlerle alınacak bir hizmete alternatif olarak ücretsiz ya da çok düşük maliyetli bir çözüm sunuluyorsa, özellikle daralan bütçeler karşısında tercih yön değiştiriyor. Makasın açıldığı, alım gücünün düştüğü bir dönemde bu davranış şaşırtıcı değil.

Sorun yalnızca teknolojinin kendisi değil; sermayenin yönü. Bugün üretimden, veriden ve dijital altyapıdan elde edilen gelirin çok büyük kısmı sınırlı sayıda şirketin ve dar bir gelir grubunun elinde toplanıyor. Ölçek ekonomisi ve ağ etkisi, kazananı daha da büyütüyor. Küçük işletmeler ve bireysel meslek sahipleri ise aynı hızda gelir artışı sağlayamıyor. Gelir dağılımındaki makas yalnızca açılmıyor; adeta kalıcılaşıyor.

Marketlerde insansız kasalar yaygınlaşıyor. Dün bir kişinin yaptığı işi bugün bir yazılım ve bir makine yapabiliyor. İşveren için en düşük maliyet hayati. Bu yalnızca bir tercih değil, rekabet baskısının sonucu. Yarın üniversite mezunu bir genç, kasiyer olarak bile iş bulamayabilir. Çünkü mesele diplomadan çok, maliyet-fayda hesabına indirgenmiş durumda.

Bu noktada asıl tartışma teknoloji değil, ekonomi-politik tercihler. Devletlerin giderek daha liberal politikalar izlemesi, kamusal alanın daralması ve piyasanın belirleyiciliğinin artmasının sonucu olarak sermaye birikimi hızlanırken sosyal denge zayıflayabiliyor. Zenginler daha zenginleşirken orta sınıf daralıyor. Toplumsal tabakalar arasındaki mesafe büyüyor.

Eğer yalnızca maliyet odaklı, kârı maksimize eden bir düzen kurarsak; ileride yüksek duvarlı sitelerde izole yaşayan bir kesim ve sistemin dışında kalan geniş bir alt tabaka manzarasıyla karşılaşmamız ihtimal dışı değil. Distopik filmlerde gördüğümüz iki katmanlı toplum yapısı bir kurgu olmaktan çıkabilir.

Ama başka bir ihtimal de var.

Teknolojiyi yasaklamak yerine onu yöneten, etik sınırlar koyan, yeniden eğitim mekanizmaları kuran ve gelirin daha adil dağılımını hedefleyen bir model. İnsan emeğini tamamen değersizleştirmek yerine dönüştüren bir yaklaşım. Çünkü mesele yalnızca “iş kaybı” değil; gelirin ve fırsatın kimde yoğunlaşacağı meselesi.

Belki de artık şu soruyu sormalıyız: Yapay zekâ bizim işimizi alacak mı, yoksa biz onunla birlikte yeni bir ekonomik ve toplumsal denge mi kuracağız?

Görmezden gelmek en kolay yol. Ama en risklisi de o. Çünkü mesele yalnızca bugünün meslekleri değil; yarının gelir dağılımı ve birlikte yaşama kültürü.

Formun Üstü

 

Formun Altı

 


Yorumlar