https://www.haberekspres.com.tr/yangina-mudahale-mi-yoksa-onleyici-denetim-mi
Yangına müdahale mi, yoksa önleyici denetim mi?
Yangın güvenliği,
çoğu zaman ancak bir felaket yaşandığında gündeme gelen bir konu. Oysa mesele,
yangın çıktıktan sonra değil, çok daha önce başlıyor. Evlerimizde basit gibi
görünen ama hayati öneme sahip: Prizlere aşırı yüklenmemek, elektrik tesisatını
kontrol ettirmek, yangın tüpü bulundurmak, cep telefonlarını uzun süre şarjda
tutmamak, şarj aletlerini prizde bırakmamak gibi önlemler çoğu zaman ihmal
ediliyor. Belki de en büyük risk, bu basit önlemlerin bize bir şey olmaz
duygusuyla ertelenmesi.
İzmir’de yangınların boyutuna
bakıldığında, mesele daha da netleşiyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye
Dairesi’nin 2025 verilerine göre kentte bir yıl içinde 15 bini aşkın yangın
çıktı. Bu, ayda ortalama 1.250’den fazla, günde ise yaklaşık 40 yangın demek.
Daha çarpıcı olan ise nedenleri: Yangınların yaklaşık yüzde 40’ı sigara ve
kibrit gibi basit ihmallerden, dörtte biri ise kontrolsüz açık ateşten
kaynaklanıyor. Elektrik kaynaklı yangınlar da önemli bir paya sahip. Türkiye
olarak son yıllarda sık sık orman yangınlarıyla yüzleşiyor, Kartalkaya’da
yaşanan facia gibi olaylarla sarsılıyor, Folkart gibi kent içi yüksek yapı
yangınlarını konuşuyoruz. Ancak tüm bu büyük ve görünür felaketlerin
gölgesinde, her gün yaşanan ve çoğu zaman sessizce atlatılan konut yangınları
da en az onlar kadar önemli. Kısacası tablo açık: Yangınların büyük çoğunluğu
insan davranışından doğuyor. Bu da yangın güvenliğinin yalnızca müdahale
kapasitesiyle değil, önleyici denetim ve farkındalıkla ele alınması gerektiğini
bir kez daha gösteriyor.
Aslında mesele yangın değil. Mesele,
yangının çıkmasına izin veren sistem.
Türkiye’de uzun yıllardır yangın
güvenliği denildiğinde akla ilk gelen şey müdahale kapasitesi oldu. Daha hızlı
ulaşan itfaiye araçları, daha güçlü ekipmanlar, daha büyük organizasyonlar…
Bunların hepsi elbette önemli. Ancak asıl soru çoğu zaman geri planda kalıyor:
Yangın neden bu noktaya kadar büyüyebiliyor?
Çünkü sistem, yangını söndürmeye
odaklı; yangının hiç çıkmamasına ya da başladığı anda kontrol altına alınmasına
değil. Oysa yangın güvenliği, doğası gereği reaktif değil, proaktif bir
alandır.
Bir binanın güvenli olup olmadığı, yangın çıktığı anda değil, daha proje
aşamasında belirlenir. Tam da bu noktada kritik bir boşluk ortaya çıkıyor. Bugün
birçok yapıda, yönetmeliklere uygunluk kağıt üzerinde sağlanıyor. Projeler
çiziliyor, ruhsatlar alınıyor, gerekli ekipmanlar listeleniyor. Ancak gerçek
hayatta tablo çoğu zaman farklı: Yangın kapıları kilitli, kaçış yolları işgal
edilmiş,
sistemler çalışmıyor ya da hiç test edilmemiş. Yani sorun çoğu zaman yokluk
değil,
Var görünen ama çalışmayan güvenlik.
Bu farkı en iyi görebilecek kurum
ise itfaiye. Çünkü itfaiye, yangını teoride değil, gerçekte tanır. Yangının
nasıl yayıldığını, hangi detayların hayat kurtardığını, hangi ihmallerin
felakete dönüştüğünü sahada görür. Bu yüzden itfaiyenin rolü ağırlıklı olarak
müdahale ile sınırlı kaldığında, sistemin en kritik bilgisi dışarıda bırakılmış
olur. Oysa olması gereken çok daha açık: Bina türü ne olursa olsun itfaiye
yangın çıktıktan sonra değil, yangın çıkmadan önce sistemin içinde olmalıdır. Proje
aşamasında,
uygulama sürecinde ve kullanım boyunca…
Bu sadece teknik bir tercih
değil, bir yaklaşım meselesidir. Yangın güvenliği, “Olursa müdahale ederiz”
anlayışıyla değil, “Olmasına izin vermeyiz” yaklaşımıyla kurulabilir. Bugün
geldiğimiz noktada kuralların varlığı tartışma konusu değil. Asıl tartışma, bu
kuralların ne kadar gerçek olduğu ve ne kadar uygulandığı.
Bazı riskler vardır ki, hepimiz için yönetmenin tek yolu, gerçekleşmeden
önce ciddiye almaktır. Yangın da bunların en önemlilerinden biridir.
Yorumlar
Yorum Gönder