Son yıllarda Urla'da en çok
konuşulan kavramlardan biri agro turizm. Zeytinlikler, bağlar, lavanta
bahçeleri, yerel üretim, kırsal deneyim... İlk bakışta hepsi kulağa oldukça
umut verici geliyor. Üreticinin toprağından kopmadan gelir elde etmesi, kırsal
yaşamın desteklenmesi ve tarım kültürünün gelecek nesillere aktarılması elbette
değerli hedefler.
Ancak ; Agro turizmle tam olarak
neyi korumaya çalışıyoruz?
Urla'nın üst ölçekli planlarına
baktığımızda agro turizmi veya ekoturizmi yönlendiren kapsamlı bir planlama
yaklaşımının henüz olmadığını görüyoruz. Buna rağmen birçok üretici ve
girişimci kendi imkânlarıyla bu modeli yaşatmaya çalışıyor. Belediye çeşitli
etkinlikler ve festivallerle farkındalık oluşturmaya gayret ediyor. Tarım ve
Orman Bakanlığı ise tarım arazilerinin korunması amacıyla yapılaşmayı
sınırlayan düzenlemeleri uyguluyor.
Ortak kurallar ve güçlü bir
planlama zemini oluşmaması, bazen beklenmeyen sonuçlar doğabiliyor. Çünkü agro
turizm yalnızca tarlaya birkaç masa koymak anlamına gelmiyor. Konaklama
birimleri, açık etkinlik alanları, otoparklar, çim peyzajları, servis yapıları,
çeşitli eklentiler ve zamanla bunların büyümesi gibi yeni ihtiyaçları da
beraberinde getirebiliyor.
Bu noktada tarım arazilerinin
geleceğini ilgilendiren bazı sorular ortaya çıkıyor.
Su kaynakları buna hazır mı?
Yeni kuyu açmanın sınırlandığı
bir bölgede artan su ihtiyacı nasıl karşılanacak? Kaçak kuyuların önüne
geçilebilecek mi?
Atık sular nasıl yönetilecek?
Bugün birçok kırsal alanda
kanalizasyon sistemi bulunmuyor. Fosseptik sistemleri kullanılıyor. Uygun
projelendirilmeyen veya sızdırmaz olmayan sistemler, yer altı sularını kirletme
riski taşıyor. Üstelik zaten azalan su kaynaklarımız için bu risk her geçen gün
daha da büyüyor.
Bir başka konu ise yapılaşmanın
sınırları.
Agro turizm adı altında yapılan
her ilave yapı gerçekten tarımsal faaliyete mi hizmet ediyor, yoksa zaman
içinde kırsal alanlarda yeni bir yapılaşma baskısı mı oluşturuyor?
Urla'nın bugün en büyük
değerlerinden biri düşük yoğunluklu yerleşim dokusunu hâlâ büyük ölçüde
koruyabilmiş olmasıdır. Bu denge kolay oluşmadı. Kaybedilmesi ise çok daha
kolay olabilir.
Öte yandan bölgede tarım
arazilerinin ekonomik gerçekliği de göz ardı edilemez. Arazi değerleri birçok
üretici açısından yalnızca tarımla geçinmeyi zorlaştırıyor. Agro turizm bu
nedenle önemli bir alternatif gelir modeli olarak öne çıkıyor. Bu yönüyle doğru
bir fırsat sunuyor.
Fakat agro turizm, tarımı ikinci
plana iten bir yatırım modeline dönüşürse amacından uzaklaşır. Tarımın yanında turizm yapılması yerine
turizm adına tarımın geri plana itilmesi tehlikesi doğabilir.
Bu nedenle kurumların hangi
uygulamaların kabul edilebilir olduğu konusunda üreticileri bilgilendirmeleri,
altyapı kapasitesini dikkate almaları, su kaynaklarını koruyacak tedbirleri
desteklemeleri ve yapılaşma sınırlarını denetlemeleri büyük önem taşımaktadır.
Agro turizm doğru planlandığında
hem üreticiyi güçlendirebilir hem de kırsalı koruyabilir.
Ancak planlama yapılmadan
yaygınlaşırsa, bir süre sonra korumaya çalıştığımız tarım arazilerini, su
kaynaklarını ve kırsal kimliği yavaş yavaş kaybetme riskiyle karşı karşıya
kalabiliriz.
Agro turizmi yaygınlaştırırken tarımı,
suyu ve kırsal yaşamı gerçekten koruyacak şekilde nasıl yöneteceğimizi de
düşünmemiz gerekiyor.
Yorumlar
Yorum Gönder